Öğrenilmiş Çaresizlik
Kişisel gelişim eğitimleri ile öncelikle gerçekleştirilmek istenen, basit öğretilerle kişinin kendi sosyal beceri performansının farkına varması ve performansını aktif hale getirebilmesidir. Kişinin performansı, öğrenilmiş çaresizlikler ile birlikte azalmaktadır. Birkaç deneme sonrası başaramadığımız tecrübelerimiz, hiç denememişken çevremizdekilerin yapamazsın telkinleri bize öğrenilmiş çaresizlikler kazandırmaktadır. Bazen sadece doğru zamanlama ya da doğru mekan seçimi yapamadığımız “şeyler” doğru zamanda ve doğru yerde de yapılamaz hale gelmektedir. Yapılması gereken öncelikle farkındalığını artırma ve yeniden deneme cesaretiyle bu öğrenilmiş çaresizliklerinden kurtulmaktır.
Öğrenilmiş çaresizlik (learned helplessness) terimi bir bireyin; davranışlarıyla olumsuz bir sonucu kontrol edebileceği halde, bu sonucu kontrol etmek için gereken davranışları yapmadığı ya da bu davranışları öğrenmede yetersiz kaldığı durumlara işaret etmek için kullanılmaktadır. Yıllar içinde geliştirildiği için öğrenilmiş çaresizlik ile ilgili bu kurama “orijinal çaresizlik kuramı” denilmektedir. Bu kuram kısaca şunu söylemektedir. “Eğer bir canlıyı kontrol edemediği zorluklar ile karşı karşıya bırakırsanız, bir süre sonra denemekten vazgeçmektedir.” (Bayar, 2008)
Örneğin 4-5 yaşlarındaki sağlıklı bir çocukla futbol oynanabilir ama basketbol oynanmaya çalışılırsa; yeterli motor gelişimi tamamlanmadığı için topu zıplatmakla ilgili sorun yaşayacaktır. Birkaç deneme sonrası ben basketbol oynayamam bilgisi gelişir. Bu bilgi dışarıdan da desteklenirse 7-8 yaşlarında oynamayı bile denemeden “ben yapamam” diyebilecektir.
1967 yılında Overmier ve Seligman tarafından yapılan bir deneyde kullanılan melez köpekler 3 gruba ayrılarak, birinci grup "kaçma grubu", ikinci grup "çaresizlik grubu", üçüncü grup ise "kontrol grubu" olarak isimlendiriliyor. Birinci gruba, herhangi bir ön uyarı yapılmaksızın, arka ayaklarından elektrik şoku veriliyor. Eğer hiçbir işlem yapılmazsa, 10 saniye sonra şok kendiliğinden kesiliyor. Bulundukları ortamda elektriği kesebilecekleri bir de pedal bulunuyor. Köpekler birkaç denemeden sonra şoku kesebileceklerini öğreniyorlar ve her seferinde daha kısa sürede olmak üzere pedala basıp şoku önlüyorlar. Bu şok 64 kez uygulanıyor. İkinci gruptaki köpekler de aynı ortamdalar, fakat onların elektriği kesebilecekleri herhangi bir düzenek bulunmuyor. Başlarda canı yanan hayvanlar hopluyor, zıplıyor, inliyor, fakat devam eden şoklardan kurtulamadıkları için bir süre sonra tepkileri azalıyor. Aynı sayıda şok bu gruba da veriliyor. Üçüncü gruptaki deneklere ise herhangi bir işlem yapılmıyor.
Deneyin ikinci aşamasında, köpeklere kaçıp kurtulabilecekleri bir ortamda, bu kez bir ön uyaran kullanılarak (ışık, ses, vb) elektrik şoku veriliyor. Birinci ve üçüncü gruptaki hayvanlar birkaç denemeden sonra şoktan önce kaçmayı öğreniyor ve güvenli tarafa geçiyorlar. Fakat ikinci gruptaki hayvanlar aynı başarıyı gösteremiyor. Büyük oranla yatıp şokun geçmesini bekliyorlar.
Köpeklerde yapılan deney, daha sonra farklı hayvan gruplarıyla da yapılmış ve benzer sonuçlar elde edilmiştir. Bu da öğrenilmiş çaresizliğin türe özgü bir davranış olmadığını göstermektedir. Hayvanlarla yapılan bu çalışmalar; öğrenilmiş çaresizlik konusunda araştırma yapanları, insan deneklerle laboratuvar ortamında çalışmaya yöneltmiştir Çok sayıda bilim insanı bu araştırmalara katılmıştır. Hiroto (1974), kontrol edilemeyen gürültü uyarıcısı vererek insan deneklerde öğrenilmiş çaresizlik gelişimini araştırmış ve benzer sonuçlar elde etmiştir.
Abramson, Seligman ve Teasdale (1978) yukarıda açıklanan orijinal çaresizlik modelini gözden geçirerek dört alanda yetersiz olduğunu ileri sürmüşlerdir. Modelin ilk yetersizliği, çaresizlik davranışının ne zaman süreğen veya geçici olduğunu açıklamamasını göstermişlerdir. İkinci olarak, çaresizlik davranışının yaşamın diğer alanlarına hangi durumlarda genellendiğini hangi durumlarda sadece o duruma özgü olduğunu açıklamamaktadır. Üçüncü yetersizlik olarak bireylerdeki benlik saygısı yer almaktadır. Bu model çaresizlik yaşantısı geçiren bireylerin çaresizlik davranışı yanında aynı zamanda benlik saygısında azalma veya yok olmanın nedenini ortaya koyamamaktadır. Son olarak, orijinal model çaresizlik eğilimi konusundaki bireysel farklılıkları dikkate almamıştır. Bu yetersizliklerinin ortadan kaldırmak üzere modeli yeniden formüle etmişlerdir. Yeni modele “gözden geçirilmiş çaresizlik kuramı” denilmiştir. Bu kurama göre, birey herhangi bir kontrolsüzlük durumuyla karşılaştığında, kendi kendine neden çaresizlik yaşadığını sormaktadır. Bireyin, nedenle ilgili olarak yaptığı açıklama, yaşanan çaresizlik sorununun yaşamın öteki alanlarına da genellenip genellenmeyeceğini ve süreğen olup olmayacağını tayin etmektedir.
Öğrenilmiş çaresizlik üzerinde çalışan Abramson, Seligman ve Teasdale, bu durumun ortadan kaldırılmasında benimsenebilecek bazı tedavi yöntemleri önermektedirler. Bunlardan birisi kişinin kendisine yüklediği çaresizlik algısını değiştirmek, bir anlamda önceden sahip olmadığı sosyal ve bilişsel becerileri kazandırmaktır. Bir diğeri ise çaresizlik nedeni ile başarısızlık beklentisi geliştiren bireylere başarı yaşantıları sağlayarak bu beklentilerini değiştirmektir (Bayar, 2008). Öğrenilmiş çaresizlik, tüm dünyada kabul görmüş ve sayısız deneye konu edilmiştir. Benzer deneyler halen yapılmakla birlikte, yukarıda sadece kuramın oluşum sürecine yer verilmiştir.
Toplumlarda insanlara her alanda çaresizlik öğretilmektedir, hatta insanlar bunu, başkasının çabasına gerek kalmadan kendi kendine öğrenmektedirler. İstatistiklere göre bir çocuk ergenlik yaşına gelinceye kadar ortalama 148.000 defa anne ve babasının, "yapma, elleme, koşma, dokunma," gibi sözlerini duyuyormuş. Böyle olunca da çocukta büyüyünce "yapamama", "edememe" özellikleri gelişebilir ve özgüvenini yitirebilir. Aşağıda konunun anlaşılması için yapılan ve yapıldığı söylenen bazı deneyler yer almaktadır. Ayrıca bazı Atasözlerimiz zıtları ile birliktedir. Birinin yapılamayacağına %100 kanaat edip atasözü haline getirdiğini, diğeri ise yaparak atasözü haline getirmiştir.
Fare deneyi: Fareyi kafese koyuyorlar ve elektrik akımı veriyorlar. Fare bir iki kaçmaya çalışıyor, bakıyor ki kaçış yok, köşeye sinip öylece kaderine razı oluyor. Sonra kafesin kapısını açıyorlar, elektrik akımını tekrar veriyorlar, fare kapı açık olmasına rağmen yerinden kıpırdamadan akım geçmesini bekliyor.
Balık Deneyi: Bir laboratuvarda deney yapılıyor. İçinde bir büyük ve çokça küçük balığın olduğu kocaman bir akvaryum konuyor. Haliyle, büyük olan acıktıkça küçükleri yiyor. Daha sonra akvaryumun ortasına dikey bir cam yerleştiriliyor, böylece akvaryum ikiye ayrılıyor. Büyük balık bir tarafa küçük balıklar da diğer tarafa yerleştiriliyor. Büyük balık cam bölmeyi geçmek ve küçük balıkları yemek için defalarca deneme yapıyor. Bu durum tam 28 saat boyunca sürüyor. 28 saatin sonunda büyük balık artık diğer tarafa geçmek için mücadele etmeyi bırakıyor. Deneyin sonunda cam bölme kaldırılıyor. Büyük balık küçükleri yemek için hiçbir hamle yapmıyor. Saatler geçtiği halde onları yemediği görülüyor.
Pire Deneyi: Pirelerin kaç cm sıçradıkları ölçülmüş. 35 cm sıçradığı belirlenmiş. (Bu rakamlar kesin değildir). Daha sonra pireleri, yüksekliği 25 cm olan bir kavanozun içine koyup kapağını kapatmışlar. Pireler kavanozun içinde sıçradıkça kapağa çarptıklarından bir süre sonra daha az sıçramaları gerektiğini anlamışlar ve 25 cm'den fazla sıçramamaya başlamışlar. Bu böyle bir süre devam ettikten sonra kavanozun kapağını açmışlar. Ama araştırmacıları çok şaşırtan bir sonuç ortaya çıkmış. Pirelerin hiçbiri 25 cm'den fazla sıçrayamamış ve kavanozdan dışarı çıkıp kurtulamamışlar". Evet buradaki örnekte pireler, çaresizliği öğrenmişler. Daha fazla sıçrayıp kavanozdan çıkabilecek potansiyele sahip oldukları halde, çaresizliği öğrendiklerinden bu potansiyel becerilerini kullanamamışlar.
Eğitim sistemimiz: Bir gün ormandaki hayvanlar bir araya gelip okul açmaya karar vermişler. Bir tavşan, bir kuş, bir sincap, bir balık ve yılan balığı yönetim kurulunu oluşturdu. Tavşan, müfredatta koşmanın bulunmasını istemektedir. Kuş, uçmanın dahil olmasını, balık yüzmenin dahil olmasını ve sincap, ağaca tırmanmanın mutlaka zorunlu dersler arasında olması gerektiğini söylemektedir. Bütün bunları bir araya getirip, bir müfredat programı yaptılar ve bütün hayvanların bu dersleri görmesini istediler. Tavşan koşu dersinden A alıyor olmasına rağmen, ağaca tırmanmak onun için çok ciddi bir sorundu. Sürekli kafa üstü düşüyordu. Bir süre sonra beyni hasar gördü ve eskisi gibi koşamadı. Artık koşuda A almak yerine, C alıyordu. Ve tabii, ağaç tırmanmada ise her zaman zayıf alıyordu. Kuş, uçmada çok başarılıydı, ama sıra toprak kazmaya geldiği zaman, o kadar başarılı değildi. Sürekli gagasını ve kanatlarını kırıyordu. Bir süre sonra toprak kazma notu hala F olmasına rağmen, uçma notu C' ye düşmüştü. O' da ağaca tırmanmada çok zorlanıyordu. Sonuçta sınıf birincisi olan hayvan her şeyi yarım yapabilen, yılan balığı oldu. Ancak eğitimciler çok mutluydu, çünkü herkes bütün dersleri görüyordu. Ve buna "geniş tabanlı eğitim sistemi" dediler. OSHO'nun "Sezgi" kitabından alıntıdır.
Özetle uçamamamız öğrenilmiş bir çaresizlik değildir, bir gerçektir. Gerçekleri yok sayıp her şeyi tekrar denemek, “belki de ben uçabiliyorumdur” diyerek denemek değil hedefimiz. Bir farklı gözle tekrar bakmak yapamadıklarımıza ve yapmak istediklerimize. Böylece fare deneyinde olduğu gibi kapı açıkken elektrik akımı yememiş oluruz.
'damlaya damlaya göl olur' / 'taşıma suyla değirmen dönmez'
'iyi insan lafın üstüne gelir' / 'iti an çomağı hazırla'
'bir elin nesi var iki elin sesi var' / 'fazla aşçı yemeği bozar'
'fazla mal göz çıkarmaz' / 'azıcık aşım ağrısız başım'
' kervan yolda düzelir' / ' balık bastan kokar'
'harama uçkur çözülmez' / 'güzele bakmak sevaptır'
'bülbülün çektiği dili belası' / 'bilmemek ayıp değil sormamak ayıp'
'eğri otur doğru söyle' / 'doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar'
'düsenin dostu olmaz' / 'dost kara günde belli olur'
'erken kalkan yol alır ' / 'acele ise şeytan karışır'
'tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır' / 'lafla peynir gemisi yürümez'
'gün ola harman ola' / 'perşembenin gelişi çarşambadan bellidir"
'iyilik yap denize at' / 'merhametten maraz doğar"
'akıl akıldan üstündür' / 'aklin yolu birdir"
'zorla güzellik olmaz' / 'zora dağlar dayanmaz"
'öfke baldan tatlıdır' / 'öfke ile kalkan zararla oturur"
'işleyen demir ışıldar' / 'insan yedisinde neyse yetmişinde de odur"
'fazla mal göz çıkarmaz' / 'azı karar çoğu zarar"
'eski dost düşman olmaz' / 'güvenme dostuna saman doldurur postuna"
Kaynakça
Oktay Ön, Stres Yönetimi Eğitiminin Yaratıcı Drama ile İşlenmesi, 2009.
Paylaş: