Stres ve Sebepleri
Stres “ bireyin fizik ve sosyal çevredeki uyumsuz koşullar nedeniyle, bedensel ve psikolojik sınırlarının ötesinde harcadığı gayrettir” (Cüceloğlu, 1994). Stres iç ve dış ortamdan kaynaklanan etkenlerin, birey tarafından tehdit edici ya da zararlı olarak değerlendirilmesi sonucunda, bedensel ve psikolojik boyutlarda ortaya çıkan aşırı uyarılma halidir. Latince’de “Estricia”, eski Fransızca’da “Estrece” kelimelerinden gelmektedir. Webster sözlüğünde kelimenin isim olarak sekiz, fiil olarak dört farklı anlamı vardır. Zorlanma, gerilme, baskı, dert, keder, elem, felaket, musibet, bela, bütünlüğü koruma, esas duruma dönme.
Stres kelimesi dilimizde iki anlamda kullanılmaktadır. Birincisi organizmanın denge mekanizmalarının bozulduğunda gösterdiğinde fizyolojik, kimyasal ve psikolojik tepkilerini (İngilizce, stress) açıklar, ikincisi ise bu dengeyi bozan etkenleri (İngilizce stressors) tanımlamak için kullanılmaktadır. Günümüzde stres o kadar büyük bir başlık altında toplanmaktadır ki artık stresin ne olduğunun değil, ne olmadığının açıklanması daha kolay hale gelmiştir. Üniversite öğrencileri arasında yapılan ankette stres kavramını kullanan öğrencilerin %92’si kavramı bunalmak, sıkılmak, zorlanmak gibi durumları anlatmak için kullandıkları ortaya çıkmıştır (Baltaş ve Baltaş, 2006).
Türkçe’ye İngilizce ‘stress’ kelimesinden geçen stres, latincede sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak anlamına gelen ‘stingere’ fiilinden türemiştir. 18.yy’a kadar birşeyden yoksun kalmak, yokluğunu hissetmek, zor bir imtihan vermek anlamında kullanılırken 19. yy’da halen fizikte kullanıldığı anlamıyla elastikiyet teorisinde bir katının içindeki birim alana düşen kuvvet dağılımı anlamında kullanılmaya başlamıştır. ( Birimi basınç ile aynıdır, pascal). 20.yy başlarında ise psikolojideki anlamı olan insan ilişkilerinde baskı, bireylerin duyduğu sıkıntı anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Stres en genel anlamıyla, kişinin kendisiyle ve çevresiyle olan her türlü ilişkisinde, bedensel, ruhsal uyarıcılar ile sınırlarının tehdit edilmesi ve zorlanmasıyla ortaya çıkan gerginlik ve bu gerginliğe bedenin ve beynin tepki göstermesidir.
1842’de İngiliz hekim Thomas Curling’in dikkatini çekmiştir. İlk araştırmalar Curling tarafından yapılmıştır. Stres durumunda vücut tepkileri ve stresi yaratan etkenler tanımlanmaya çalışılmıştır. 1900’lerin başında Claude Bernard ilk kez detaylı olarak stres’i incelemiştir. “İç yapının dengeliliği” prensibini ortaya atmıştır. Bu prensip vücudu hasta eden ana sebebin vücudun dengesinin bozulması olduğunu söylemektedir. Hastalıkların sebebinin mikro organizmalar olduğunu ispat eden Louis Pasteur, Bernard’ın haklı olduğuna inandığını söylemiştir. Dengeyi bozan ise stres’tir.
1925’de Harvvard Üniversitesinden Walter B. Cannon “ savaş veya kaç” reaksiyonlarını ortaya atmış ve laboratuar ortamında incelemiştir. Organizma kendisini koruyabilmek için stresi yaratan etkenle (stressors) ya savaşma yolunu seçer ya da ondan kaçmak zorundadır. En basit örnek olarak yırtıcı bir hayvanla karşı karşıya kalan insanın durumudur. Ya bu hayvanla savaşılmalı ya da ondan kaçılmalıdır.
1936’da H. Selye, stresin fizyolojisini incelemiş ve genel uyum sendromu adı verdiği süreci tanımlamıştır. Tehdit ve zorlanma organizmanın dengesinin bozulmasına ve vücudun alarm durumuna geçmesine sebep olmaktadır. Bozulan dengenin yeniden kurulması için yeni duruma uyum sağlanmalıdır. Bu sebeple stres tepkisi “Genel uyum Belirtisi” olarak da anılır. Selye’ye göre stres süreci üç aşamadan oluşur;
Alarm reaksiyonu: Dış etkenin stres olarak algılandığı dönemdir. Önce şoka giren organizma sonrasında kontraşoka girerek derhal “ savaşa hazırlık yapmak üzere” harekete geçer. Bu aşamada kalp atışı artar, tansiyon yükselir, solunum hızlanır, adrenalin artar. Baş edilemeyecek kadar büyük bir tehdit algılanmaktaysa bu hareketlilik kaçma veya kaçınmaya döner.
Direnme: Stresten kurtulmak için organizmanın direnci artar. Adrenalin ve kortizol salgılanımı artar. Stres başarı ile aşılırsa alarm reaksiyonunda beden yaşanan değişikliklerden kurtularak normale döner. Başaramazsa kuvvetten düşer. Bu aşamada iken ikinci bir tehdit yıkıcı olabilir. (Kanser’e başarılı bir şekilde direnmeye çalışan kişilerin basit bir soğuk algınlığından ölmesi gibi.)
Tükenme: Stres ciddi ise, uzun süren bu savaşta organizmanın gayreti kırılır, adrenalin ve kortizol salgılanması ile fiziksel kaynaklar tükenir, yorgun düşer, tükenir, geri dönüşü olmayan izler oluşur. Organizma başarabilirse bu dönemde yeniden alarm dönemine de geçilebilir. Hastalıklara en açık olunan dönemdir.
1950’li yıllarda, Meyer Friedman ve Roy H. Rosenman, yaptıkları deneylerle A ve B tipi kişilikleri ortaya çıkarmışlardır. Araştırmada 3500 iş adamının ayda iki defa serum kolestrol düzeyleri ölçülmüş ve ‘mevcut kiloları, yaptıkları egzersiz ve alınan gıdadan bağımsız olarak işlerinin yoğun olduğu dönemlerde’ serum kolestrol artışları gözlenmiştir. Friedman ve Rosenman, kişilikler ile stres arasındaki ilişkiyi araştırmaya başlamışlar ve A tipi kişiliğe sahip bireylerin kalp krizi geçirme ve kalp krizinin tekrarlama riskinin B tipi kişiliklere oranla yaklaşık üç kat yüksek olduğu saptanmıştır. A tipinin yarışmalı bir oyuna girmesi, doğrudan ve “neredeyse anında” yüksek kolesterol düzeylerine yol açmaktadır ve bu yükselme kolesterol da herhengi bir diyete bağlı değişiklik olmadan gerçekleştirmektedir A tipi kişiliğe sahip olanlar B tipi kişiliğe sahip olanların aksine; Zamanı iyi kullanma konusunda hassastır, saldırgan ve rekabetçidir, hareket etmeyi severler, aynı anda birden fazla iş yaparlar, sabırsızdırlar, işe yöneliktirler ve işi zamanında bitirmeye önem verirler, rakamlarla boğuşurlar ve başarıyı kazanma derecelerini ölçmeye çalışırlar, kendilerine aşırı güvenleri vardır, içlerinde yüksek kaygı taşırlar, çabuk karar verirler, az dinlenirler.
L.Levi tarafından yapılan çalışmalarla, stresin sadece olumsuz durumlarda ortaya çıkmadığı, olumlu durumların da stres yaptığı belirlenmiştir. Bu durum iç yapının dengeliliği prensibini desteklemektedir. Hastalık, ölüm gibi olumsuz veya evlilik, tatile çıkmak gibi olumlu olan, gündelik yaşamdan farklılaşan tüm durumlar stres sebebidir.
Özellikle çalışanların performanslarının incelenerek stres ile ilişkisinin kurulması sonucunda da stresin performansa etkileri belirlenmiştir. Stresin çalışma ya da iş-görev etkinliği üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri olduğu bulunmuştur. Stresin düşük olduğu ortamlarda, bireyin işyerinde örgütsel etkinliği düşmekte, iş kazaları artmakta, işe devamsızlıklar çoğalmakta, işyeri uyumu zayıflamakta ve sonuç olarak performans düşüklüğü yaşamaktadır. Bu nedenle, verimliliği yükseltmek için, bireyin stres düzeyinin yükseltilmesi önerilmektedir. Bu durumda birey daha çok gayret etmekte, bilgi, beceri ve yeteneklerini yüksek düzey çalışma etkinliğine göre düzenlemektedir. Ancak, stres yoğunluğu ve düzeyi aşırı ölçüde artar ve süregenleşirse bireyde iş tükenmişliği meydana gelmekte ve yine verimliliği düşmektedir. Stres yoğunluğunun çalışma yaşamında ‘ideal stres düzeyi’nde bulunması önerilmektedir.
Stres kavramını en genel hali ile organizmanın fiziksel ve psikolojik sınırlarının tehdit edilmesi ve zorlanmasıyla ortaya çıkan durum olduğu önceki bölümlerde belirtilmişti. Kavramın içinde de yer aldığı üzere stresin kaynakları fiziksel ve psikolojik unsurlar olabilir. İngilizce’de “stressors” kelimesi ile ifade edilen bu unsurlar, Türkçe’de stres kelimesi ile ifade edilmekte ve çeşitli kaynaklarda farklı gruplandırmalar altında incelenebilmektedir. Bu unsurlardan kaynaklanan stresin ve yoğunluğunun tamamen kişinin algısına bağlı olduğu bilinmektedir. Stres, onu zihninde taşıyan kişiye aittir. Stres olgusu incelenirken, stresi yaratan durumlar kadar onlarla karşılan bireyin psikolojik özelliklerinin de ele alınması ve değerlendirilmesi gerekir. Aynı olaya farklı kişiler farklı tepkiler gösterebilecekken, aynı birey tekrar karşılaştığında da farklı tepkiler verebilecektir. Bu da strese yol açan asıl sebebin olaylar değil o olayları yorumlama şeklimiz olduğunu gösterir. Kişilik farklılıkları kadar çevresel etmenler de stres ve seviyesi konusunda belirleyici olabilir.
Kişi yaşlandıkça çevresel ve psikolojik stresle başa çıkma gücü azalır. Bununla birlikte insanlar yaşlandıkça hırslarını kaybederler, başaramayacaklarını amaç edinmezler, tecrübeleri artar, bakış açıları olumludur. Bu sebeple 30-50 yaş arası stresin en yüksek olduğu dönem olarak belirlenmiştir.
Maslow’un aşağıda kısaca verilmiş olan, ihtiyaçlar hiyerarşisi de stres unsurlarının bir göstergesi olarak kullanılabilir. Tüm insanların gereksinimleri piramidin en altından başlar. Bu gereksinimini sağlayan kişi bir üstteki gereksinimini sağlamak isteyecektir. Piramidin en altından başlayan gereksinimini sağlayamama kaynaklı stres durumu, fizyolojik gereksinimlerin karşılanmamasına yönelik iken bunları sağlayabilen kişi için stres kaynağı güven ihtiyacıdır. El alttan yukarıya doğru Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi, 1943; Fizyolojik ihtiyaçlar, yaşamın devamı için gerekli olan, yemek, içmek, uyumak vb. / Güven ihtiyacı, emniyette hissetme ihtiyacı, tehlikeden uzak olmak, / Saygı ihtiyacı, başarmak, kabiliyetli olmak, kabul görmek / Zihinsel ihtiyaçlar, bilmek, anlamak ve araştırmak, Estetik ihtiyaçlar, simetri, düzen ve güzellik / Kendini gerçekleştirebilmek
Olay anında, kişinin kontrolünün olmadığı durumlarda stres tepkilerinin arttığı ve kişinin seçeneklerinin olduğu durumlarda daha kontrollü olduğu gözlenmiştir. Kontrol odağı da etkendir. İki tür kişilik vardır. Kontrol odağı kendi olanlar ve kontrol odağı kendi dışında olanlar. Ebeveynler, aile, öğretmen, polis, asker vb. sürekli dış odak tarafından yönlendirilen çocukların büyüdüğü Türkiye’de, Dünyanın en disiplinli ordusunu ve en disiplinsiz trafiğini yaratmalarına şaşmamak gereklidir (Baltaş ve Baltaş, 2006).
Stres yaşantılarının sebepleri şöyle sıralanabilir;
• Kontrol edilebilirlik (Ölümün kontrol edilememesi vb.)
• Tahmin edilebilirlilik (Olayın ortaya çıkacağı önceden bilinirse stres azalır. Deprem zamanlarının bilinememesi vb.)
• İçsel Çatışma (İkilemde olma. Birini seçme, diğerini engelleme durumudur.)
• Tehdit ( Hasar beklentisi)
• Değişim (İyi ya da kötü farketmeksizin yaşanan değişimler. Türk toplumunda hızlı toplumsal değişim; yabancılaşma, kimlik bunalımı, otoriteye aşırı bağımlılık, öfke ve saldırganlık ile karakterize olmuş tepkicilik, otorite kimliğini etkin kullanmama, yenilik ve değişiklikten korkma gibi zorlanmalara yol açmaktadır. Yine ergenlik dönemi yaygın ve hızlı gelişime bağlı değişimin en yoğun yaşandığı dönemdir)
• Sınırların zorlanması, baskı (Kişinin yetenek ve benlik kavramı sınırlarının zorlanmasıdır. Davranışın hızını artırmak, yoğunlaştırmak, yönünü değiştirmek ya da yüksek performans göstermek zorunluluğu hissedildiğinde ortaya çıkar)
• Engellenme ( Her tür isteğin engellenmesi ve Maslow hiyerarşisinde alt gereksinimlerin karşılanamaması )
Özellikle sanayi devrimi sonrası hızla değişen yaşam şartlarına uyum sağlamaya çalışan insan, zihinsel olarak bu uyumu sağlamış olsa da fizyolojik olarak uyum sağlayamamıştır. Bir düşman gördüğünde yaşadığı stres ile amirinden azar işiten çalışanın yaşadığı stres sonrası fizyolojik değişimi aynıdır. Ancak geçmişteki davranış ile bugünkü farklıdır ve bu durum mide rahatsızlıkları vb. şekillerde stresin vücudumuza olumsuz etkileri olarak görülmektedir.
Modern hayat sürekli olarak yeni durumlar ortaya çıkardığı için uyum sürecinde stres mekanizmaları çalışmaktadır. Bu yüzden son yüzyılda stres artmıştır. Satranç oyunu dünyasından, bilgisayar oyunları dünyasına geçmek değişimin hızlanması, uyum sürecinin ise kısalmasına yol açmaktadır.
Bu çalışmada ise stres kaynakları 4 farklı grupta toplanarak incelenmiştir.
• Sosyal Hayat Kaynaklı Stresler; Yaralanma, hastalık, ölüm, özgürlük kaygısı, güç, maddi kayıp beklentileri, taleplerin karşılanmaması, kadın-erkek farklılıkları, din, gelenek, görenek ve adetlerden kaynaklı baskılar ile evlenme, boşanma, eşine geri dönme, taşınma, işten ayrılma, işe girme, yalnız kalma, çocuğun evden ayrılması, hamilelik, kişisel çatışmalar, plansız yaşama, yapılacak işlere yeterli zaman ayıramama, işleri zamanında bitirememe, uyku düzeni değişikliği, uyku eksikliği, aynı anda birden fazla iş yapma zorunluluğu vb.
• İş (Meşguliyet) Kaynaklı Stresler: İşsiz kalma korkusu, fakirlik, mekanik tempo, monoton iş, iş güvencesinde eksiklik, çok sorumluluk, yetkinin sorumluluklarla örtüşmemesi, personel azlığı, iş yükü fazlalığı, iş azlığı, zaman yetersizliği, kariyer endişesi, iş tatminsizliği, yetkin olmadığı işte çalışmak, gereğinden fazla bilgi ve tecrübeye sahip olmak, ücrette eşitsizlik, keyfi ve belirsiz politikalar, gelişme veya ilerleme fırsatının azlığı, karara katılmada yetersizlik, yetiştirme programı eksikliği, beceri gereğinin azlığı, iş belirsizliği, rol belirsizliği, devamlı yeniden yapılanma içinde bulunma, zayıf iletişim, rol çatışmaları, üst ve astlar ile ilgili sorunlar, müşteriler ile ilgili sorunlar, engellenme, yüksek rekabet, adaletsiz ve saygısız deneticiler, gruplar arası çatışmalar, rolün az ya da çok olması, denetim niteliğinin düşük olması, çok sıkı denetim, engellenme, mobbing, yalnız bırakılma, toplumsal desteğin az olması, örgüt ve bireyin değerleri arasındaki uyumsuzluk.
• Çevresel Kaynaklı Stresler: Güvenlik eksikliği, hava kirliliği, hava durumu, trafik, gürültü, ışık ve çalışma ortamı ile ilgili sorunlar; hijyen, kalabalık, ışıklandırma, sıcaklık, güvenlik, fazla mesai, havalandırma, gizliliğin korunamayışı, kalabalık, gürültü, radyasyon, tehlikeli ortamlar, sosyal izalasyon, kimyasal tehlikeler vb.
• Düşünsel ve Algı Kaynaklı Stresler: Herkes beni sevmeli, mükemmel iş yapmalıyım, dünya adil olmalı, herşey başladığı gibi devam etmeli vb. düşünceler ile hayatın anlamı ile ilgili endişeler, kişilik, kültür ve algı farklılıkları.
Kaynakça:
Oktay Ön, Stres Yönetimi Proje Notları,2009.
Acar Baltaş, Zuhal Baltaş, Stres ve Başaçıkma Yolları 2006.
Kamile Bahar Aydın, Stresle Başa Çıkma, 2006
Paylaş: