• onoktayon@gmail.com
  • Mustafa Kemal Mh. 2131. Cd. No: 20 / 4 06530 Çankaya / Ankara
 

Değerliyim, Yeterliyim, Sevilmeye Layığım

DEĞERLİYİM, YETERLİYİM, SEVİLMEYE LAYIĞIM
 
Varoluşçu psikolojiye göre hepimiz umursanmak / kabul edilmek / yeterli olmak / sevilmeye layık olmak ve değerli olmak ihtiyacındayız. Bu ihtiyaçlar, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde ise farklı şekilde yer alırlar.
 
Yaştan bağımsız herkeste yer alan psikolojik egolarımız olan Ebeveyn, Yetişkin ve Çocuk farklı davranış ve tutumlara sebep olur. Değerlisin Yeterlisin için + (ok durumu) ve değersizsin/yetersizsin için – (ok olmayan durum) kullanılacaktır. 
Yaşamın çok erken çağında her çocuk Ben Yeterli/Değerli değilim sonucuna ulaşır. Ebeveynleri ile ilgili olarak  ise Sen Yeterlisin/Değerlisin sonucuna varır.  Bebek doğum öncesi sembiyotik samimiyet durumundan feci tezat bir durum olan dünyaya gelir, yabancı, soğuk, sert/kaba, basınçlı, aydınlık, ayrılmış ve terk edilmiş bir duruma maruz kalır. Tam o sırada bir kurtarıcı ile tanışır kendini saran, ısıtan, besleyen, temas kuran ebeveynler. Nefes aldığı ilk an fiziksel doğumdur, ilk temasla birlikte psikolojik doğum da gerçekleşmiş olur. Temas ve bedensel dokunma hayatta kalma için esastır. Bir zamanlar marasmus adı ile bilinen fiziksel ölüm, özellikle temas yoksunluğu yaşayan çocuklarda yoğun görülmüştür. Bununla birlikte temas yoksunluğunda bebek fiziksel olarak ölmese de psikolojik olarak ölür. Ben -, Sen + durumu bu süreçte kalıcı bir karar olarak kayıt altına alınır. Ben -, Sen + isen benim gibi – biri senin gibi + birine bana iyi davranması için neler yapabilir. Ancak karar olduğu için, iyice düşünülüp anlaşıldığı zaman, yeni bir kararla değiştirilebilir. Bu bir yaşam pozisyonu olup dört olası yaşam pozisyonu olduğunu saptanmıştır.
Ben -, Sen + Yukarıda da kısaca açıklanan bu durum ilk yıllarında bakım almış tüm çocuklar için geçerlidir. İçimizdeki + olmayan çocuk’un kabulü kendimiz için en uygun ve tedavi edici yoldur. Bu pozisyonun en olumsuz tarafı ben + değilim, ne yapmalıyım sorusudur ve bir olumlu davranış gerçekleştiğinde şimdi ne yapmalıyım sorusu ile kendine yeni bir hedef koyar ve hiç bir zaman + durumuna geçemez. Hep başkaları + durumundadır ve kendisinin + olmak için yapması gerekenleri + olanlardan öğrenip yapması gerekecek ve yine de yetmeyecektir.
 
Ben -, Sen – Yaşamın ilk yılında hareket edemediği için zorunlu olarak temas alan bebek yürümeye ve bir çok şeyi kendi yapabilmeye başladıkça aldığı temas azalırsa bir terk edilme duygusu yaşar. Yapabildiği şeyleri kötü yaptığında, yapamadığında cezalar başlar, yapmak için kendini zorladıkça düşmeler yaralanmalar artar. Bu durumda çocuk ben-, sen – kararına varır. Bu karara varan kişiler temas almayı bir süre sonra sevmediklerine karar verirler, temastan hoşlanmazlar. Onlar için kendileri – olduğu gibi diğer insanlarda – durumdadır. Örneğin terapiste gitmezler ve ciddiye almazlar çünkü terapist de – pozisyondadır.
Ben +, Sen – Ebeveynleri tarafından uzun süre kötü muamaleye maruz kalan çocuk pozisyonunu belli bir süre sonra üçüncü, kriminal bir pozisyona çevirir. Bu pozisyon kararı ikinci yıldan sonra verilir. Zarar gören çocuk temas alamadığı gibi çok daha kötü bir davranışa maruz kalınca (yediği dayaktan sonraki iyileşme süreci gibi) kendi kendine zaman geçirmeye başladığında ben kendimle + durumundayım sonucuna varır. Şiddeti deneyimlemiş çocuk aynı zamanda hayatta kalmayı da deneyimlemiş olur. Hayatta kalacağım duygusu yerleşir. Teslim olmayı red eder. Bu pozisyon bu durumuyla hayat kurtaran bir pozisyondur. Yaşı ilerleyip büyüdüğünde ise öcünü almayı dener. Bu tür fiziksel tacizleri yaşandığı durumların sonucunda birçok kriminal vaka yaşanır. 
 
Ben +, Sen + Dördüncü pozisyon ise bütün ümidi taşır. İlk üç pozisyon bilinçsiz olarak yaşamın erken yıllarında alınmış pozisyonlar iken bu pozisyon bilinçli ve sözel bir karardır. İlk üç pozisyonda duygular ağır basarken bu pozisyonda düşünce ve inanç ağır basar. Öncelik benim + olmamdır. Bu kararı veren kişi düşünerek ve diğer pozisyonlarında varlığını kabul ederek sen + kararına vardığında bu pozisyona geçer. Sonuçta ilk 3 pozisyon dpğal olarak seçilirken 4. Pozisonun seçilmesi bilinçli şekilde Yetişkin tarafından yapılabilir.
 
Benzer şekilde Doğan Cüceloğlu’da kitabında farklı bir isimlendirme ile değer verme/yeterli görülme ile ilgili şöyle demektedir ;
Ortam boyutunu, varoluşun beş boyutunu yaşatan ( + ) ve yaşatmayan ( - ) olarak iki kutuplu düşünelim. Örneğin, çalışanlara "Günaydın!" diyen yönetici, onlara varoluşun beş boyutunun artı kutbunu, çalışanları gördüğü halde selam vermeyen yönetici, onlara eksi kutbunu yaşatmaktadır. İletişim Matrisi'nin bir de 'birey' boyutu vardır. Birey boyutunda kişinin özbenliğinin durumu belirtilmektedir: Varoluşun beş boyutunda, kendini olumlu gören özbenlik bilinci ( + ), olumsuz gören özbenlik bilinci (- ) ile gösterilmiştir.
 
İLETİŞİM MATRİSİ BİREY ORTAM
 
1 (-) (-) KORKU 
2 (-) (+) HAYAL KIRIKLIĞI
3 (+) (-) ÖFKE 
4  (+) (+) HUZUR 
 
Korku Ortamı : Matris'in 1 numaralı gözü, (-)(-) olarak işaretlenmiştir. Varoluşun beş boyutu içinde şunu ifade etmektedir: Ortam bireye, 'Sen kaale alınmaya değmezsin, sende bir bozukluk var, sen değersizsin, beceriksiz ve güvenilmezsin, sevilmeye layık değilsin gibi olumsuz mesajlar vermektedir ve birey de kendini zaten böyle görmektedir. Örneğin, iş ortamında yönetici asık suratla ve insanlara değer vermeden bağırarak emirler vermekte, hakaret etmektedir; ama, o ortamda çalışanlar bundan hiç rahatsız olmamakta, 'Yöneticimiz bize hayvan muamelesi yapmakta haklı; çünki bize insan muamelesi yaparsa biz hemen şımanrız ve işi gevşetmeye başlarız,' diye düşünmektedir. Yönetici çalışanları, çalışanlar da kendilerini değerli görmemektedir. Matris'in bu gözündeki duygusal zeminde sürekli korku vardır; bu nedenle Matris'in bu gözüne, KORKU ORTAMI adını veriyorum.
Hayal Kırıklığı Ortamı : Matris'in 2 numaralı gözü, (-)( + ) olarak işaretlenmiştir. Bu göz, kendilerini insan muamelesine layık görmeyen insanlara, insanca davranılan bir ortamı temsil etmektedir. Kendilerini insan muamelesine layık görmeyen bu insanlara insan muamelesi yapılınca acaba bu kişiler memnun olacaklar mı? İlginç bir soru, değil mi? İnsanların iyi muamele görünce memnun kalacakları sanılır, ama gerçek hiç de öyle olmuyor. Korku ortamına alışmış bu insanlar, korku ortadan kalkınca, iyi muamele eden kişiyi zayıf olarak görürler. İyi muamelenin zayıflıktan kaynaklandığına inanırlar ve kendilerine iyi muamele eden yöneticiyi aciz ve yeteneksiz görerek ona saygı duymazlar. İşi aksatmaya başlarlar; işe geç gelirler. Zamanla işin kalitesi düşer. Çalışan, böyle bir yöneticiye baktığında, 'Böyle yönetici mi olur? Kim bu adamı yönetici yapmış? Bu şirkete yazık oluyor,' diye düşünür. Onların gözünde, at binicisine göre kişner. Kendileri at, yönetici binicidir. Yönetici iyi binici olmadığı için, atlar kişnememektedir ve bu nedenle verim, üretim, işin kalitesi ve hizmet düşmektedir.Yönetici de hayal kırıklığı içindedir. Çünkü çalışanlara iyi muamele edince, onların daha şevkle ve istekle işe sarılacaklarını beklemiştir ve bunun tam tersini görünce hayal kırıklığına uğramıştır. 'Demek ki bu insanlara iyi muamele yaramıyor, onlara hayvan muamelesi yapmak gerekiyor, onlar ancak sopadan anlıyorlar,' duygusu içindedir. Her iki taraf da hayal kırıklığı içinde olduğundan, Matris'in bu gözüne HAYAL KIRIKLIĞI ORTAMI adını veriyorum.
Öfke Ortamı : İletişim Matrisi'nin 3 numaralı gözü, kendiyle barışık, benlik bilinci olumlu, varoluşun beş boyutunda ( + ) ile gösterilmiş kişilerin (-) ile gösterilen kötü muameleye maruz kaldıkları ortamı ifade etmektedir. Böyle bir iş ortamında yönetici, asık suratıyla, hakaret eden bir tavır içinde, sağa sola emirler yağdırır ve bu, çalışanın çok gücüne gider. Çalışan, 'Ben bu muameleye layık değilim; mevkice daha yüksek olması, ona, başka bir insana hakaret etme hakkı vermez,' diye düşünür ve içten içe kızar. 'Mevki sahibi olmuşsun, ama insan olamamışsın!' diye düşünerek yöneticisine saygı duymaz. Yönetici ise, insanlara güler yüz gösterdiği takdirde başına geleceklerden korkmaktadır. Çalışan insanların ters tavırlar içinde olmalarına öfkelenir ve, 'Bunlar kendilerini ne sanıyorlar? Kafam kızarsa hepisini kapının önüne koyarım! işleri olduğuna şükredeceklerine, homur homur homurdanıyorlar,' algılaması içine girer. Her iki taraf da öfkeli olduğu için bu ortama ÖFKE ORTAMI adını veriyorum.
Huzur Ortamı : iletişim Matrisi'nin 4 numaralı gözü, hem bireyin hem de ortamın olumluda buluştuğu yeri belirtmektedir. Burada birey kendini, varoluşun beş boyutunda ( + ) ile belirtilen olumlu bir özbenlik değeri içinde görmekte ve ortamdaki diğer kişiler tarafından da ( + ) olarak, yani olumlu algılanmaktadır. Böyle bir iş ortamında yöneten çalışana, 'Sen varsın, doğalsın, değerlisin, güçlü ve güvenilirsin, sevilmeye layıksın,' mesajını verir. Çalışan bu mesajı içtenlikle kabul eder, çünkü gerçekten kendisinin, 'var olduğuna, doğal, değerli, güçlü ve güvenilir, sevilmeye layık olduğuna' inanır. Aynı zamanda yöneticisini de kendisi gibi değerli görür. Her iki taraf da hiçbir zorlama olmadan birbirine doğal olarak saygılı ve yardımcıdır. Herkes birbirinin hizmetindedir. Bu ortamda en belirgin duygu huzur olduğu için, İletişim Matrisi'nin 4 numaralı gözüne HUZUR ORTAMI adını veriyorum.
Dikkat ederseniz 2 ve3 numaralı gözler « uyumsuz » gözlerdir, çünkü işaretler birbirinni tutmamaktadır. Öte yandan, 1 ve 4 numaralı gözler «  uyumlu gözlerdir, çünkü işaretler birbirini tutmaktadır. Uyumsuz gözlerde kişilerarası ilişkilerde sürtüşme fazladır, bu nedenle bu ortamlar sürekli streslidir. (Ancak 2 ve 3 ortamı bir süre sonra gücü elinde bulunduran yönünde 1 veya 4’e kayacaktır. ) Aslında iki kalıcı durum bulunmaktadır. 1.Korku ortamı ve 2. Huzur ortamı. Bu iki farklı ortam, iki farklı dünya görüşünü yansıtmaktadır. Korku ortamı, kişilerin gücünü esas alarak, güçlünün güçsüzü korkuttuğu, ezdiği bir yaşam tarzı oluşturur. Huzur ortamında ise gerçeğe saygı, hakkaniyet, kişisel bütünlük, hizmet ve sevgi gibi insan ilişkilerine yön veren temel değerler vardır ; herkesin bu temel değerlere uyduğu bir yaşam hakimdir. (Korku Kültürü ve Saygı Kültürü bir diğer makalede açıklanmaya çalışılacaktır.)
Özetle biz bencil davranarak bir başkasının psikolojik ihtiyaçlarını önemsemezsek bir başkası da doğal olarak bizim ihtiyaçlarımızı önemsemeyecektir. Öncelikle kendimize dürüst olalım, söylebiliyor muyuz diye kendimize ‘Değerliyim, Yeterliyim, Sevilmeye Layığım ‘. Çünkü biz + olmadan karşımızdaki kişinin + veya – olması değerini kaybediyor. Önce biz + olalım sonra karşımızdakine + hissettirelim.
 
Kaynakça
Doğan Cüceloğlu, İletişim Donanımları, 2002.
Thomas A. Harris , Ben Ok’im – Sen Ok’sin, 1967.

Paylaş: