OYUN OYNAYAN YETİŞKİN
Oyun Oynamak Gerek ve Çocuk ve Oyun yazılarımızda oyun kavramını, oyunun kurallarını, faydalarını, çeşitlerini, kuramlarını ortaya koymaya çalıştık. Yine de oyunu anlatırken de anlamaya çalışırken de ilişkili olduğu yaş aralığı 0-12 yaş grubu gibi görünmektedir. Nedense ergenlikle birlikte oyun oynamayı unutmaya başlıyor ve ebeveyn olduğumuzda da çocuğumuz için oynadıklarımız dışında neredeyse oyun oynamayı unutuyoruz.
Farklı anlamları da içeren oyun kelimesini belki de günlük hayatta kullanmaya devam ettiğimiz için kelimeye yabancılaşmıyoruz ama oyun oynamaya yabancılaşıyoruz. Oyun oynamak yetişkinler için “çocukça, boşa zaman geçirme, gereksiz” gibi olumsuz duygular içerebilmektedir.
“Çalışma ve oynama birbirinden ayrılamaz. Sınırsız bir hayalle oyun oynanmayan bir yerde yaratıcı bir çalışma asla ortaya çıkmaz.
İki gözümün ayrı görmesi gibi,
Yaşarken tek acım birleştirmek,
Sevdiğim uğraşları ve zorunlu işimi…” Psikolog C.G.Jung 1923
Oyun yavru hayvanlar için olduğu kadar yetişkin hayvanlar için de biyolojik olarak önemlidir. Bazen oyun oynama ihtiyacı yemek yeme ihtiyacını bile bastırır. Aralık 1994’te uzun süre tek başına ve aç kalan kutup ayısı ile gördüğü ilk kurt köpeğine saldırmak yerine onunla oyun oynamayı tercih etmiştir. Oyun oynamak için yerinde kalkmadığı içi ölen, çocuğu aç bırakacak kadar oyuna konsantre olan kişileri ise haberlerde duyabiliyoruz her gün.
Çocuklar oyun oynayarak tüm yaşam için gerekli fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak güçlenirler. Oyunlarla kazanmayı ve kaybetmeyi deneyimler. Oyun oynamayı bırakan insan bir süre sonra sadece yaşamaya başladığında bu becerileri kaybetmeye başlayabilir. Tüm eğitimlerde olduğu bazı bilgileri tekrar etmek onları kullanıma sokmayı kolaylaştıracaktır. Bu sebeple oyun oynayan insan bu becerilerinin yeniden farkına varır ve aktif olarak kullanmaya başlar.
Yapılan araştırmalarda oyun oynamak için sorun oluşturan bazı etkenler bulunmuş durumda; mükemmeliyetçilik en doğruyu en iyiyi yapmak için yaşanan kararsızlık oyunun sürecini bozar, şizofreni, paranoya, depresyon, aşırı öfkeli ve kuşkucu kişilikler, narsizme sahip kişiler de oyun oynayamamaktadır. Oyun bu yönü ile sağlıklı insan ölçümü için bir temel değer olabilecek durumda iken sağlıklı kişilerin de yaşamın kuralları, şekilciliği, ciddiyeti, zaman yokluğu, oyunun çevrelerinde çocuksu görülmesi sebebiyle tercih edilmemesi ve bu gibi durumlar sebebiyle oyun oynamayı bırakanlar da mevcuttur. Bu sebeple oyun oynamayan herkes hasta denilemez ama oyun oynayan sağlıklıdır denilebilir.
Pratik yapmak, antrenman yapmak, tekrar tekrar denemek birçok alanda bizi iyiye götürebilir. Ancak sosyal beceriler böyle değil. Bir beceriyi yaşam içinde deneyerek öğrenmenin sonuçları ağır olabilir. Çocukken oynayarak öğrendiğimiz geliştirdiğimiz bu becerileri ergenlik sonrasında da riski yüksek olan yaşamdan alıp oyunlarla geliştirebiliriz. Bu sebeple de oyun yetişkin insan için bir ihtiyaçtır.
Bazen sıçramak için bir adım geri atmak gerekir. İşte oyun bu adımların geri atılmasında da rol oynar. Mevcut becerilerimizi denememizi, kontrol etmemizi, görmemizi, fark etmemizi, bazen daha düşük seviyeden kullanmamızı sağlar. Geri adımları atmadan ise sıçramak kolay değildir.
Birbirini tanımayan yetişkinler zoraki oyun oynatılmaya çalışıldığında çekinik davranır ve sıkılarlar. Özellikle ne kadar oyun oynamaları için çaba gösterilirse o kadar uzak dururlar. Oyun bir probleme tek bir açıdan bakılmasını engeller. Aslında, işle ilgili sorunları çözecek yaratıcı buluşlar oyuncu bir tavır içerisinde iken ortaya çıkar. Çünkü oyun bildiğimiz yetişkin tavrını, tecrübeleri, davranış şeklini değiştirmek, at gözlüğünü çıkarmak anlamına gelir ve konuya farklı bir gözle bakılır. Boş vakit geçirmek ile oyun aynı şey değildir. Boş vakit dinlenme zamanı iken, oyun etkinlik içinde olmaktır. Ne kadar yaratıcı ve çalışkan olursanız olun, bırakın zamanınızın tümünü, yarısını bile sürekli etkinlik içinde geçiremezsiniz. Dinlenirken sürekli bir akıcılık veya oyun etkinliği içinde olmayı bekleyemeyiz. Aynı şekilde çalışırken de her an akıcılık içinde olmayı veya oynamayı umamayız. Uyku zamanlarımızda derin ve hafif uykunun yanı sıra hızlı göz hareketleriyle oluşan REM etkin uyku veya rüya görme durumuna nasıl gereksinim duyuyorsak, aynı şekilde uyanık zamanlarımızda da değişik bilinç düzeylerinde olmaya ihtiyacımız vardır. Bu bilinç düzeylerinden bir tanesi de rahatlama anı veya boş gözlerle bakma anıdır. Oyun oynamak rahatlamak, boş gözlerle bakmak değildir.
Psikolojik rahatsızlıkları gidermek için, oyun tam yarım yüzyıldır bir tedavi olarak görülüyor ve uygulanıyor. Üç aşamadan oluşuyor. Boşaltım, Yeni bir bakış açısı edinme ve düzeltme olarak uygulanır. Oyun oynamaya başlayanların hastalıktan kurtuldukları gözleniyor. Yani oyun oynamayı başaranlar normal veya sağlıklı olarak görülebilir. Oyun oynamak, oyuncu kişilik gerektirir ki bu da sağlıklı olmak adına çocuk egomuzu besler. Dengeli bir yaşam için bedensel olduğu kadar zihinsel sağlıklarımızı da korumamız gerek. Bunun yollarından biri de ebeveyn, yetişkin ve çocuk egolarımızı dengede tutmaktan geçer.
İnsan beyni yeni bilgileri aramaya ve dikkat etmeye programlanmıştır. Çünkü atalarımızın hayatta kalması, çevresindeki değişimleri saptayabilmelerine bağlı idi. Çalılıktaki bir aslanın yüzü veya eşinin yüzündeki alışılmadık bir ifadenin görülmesine verilecek tepki ani olmalıdır.
Prefrontal korteksin kapasitesinin sınırlı olması dolayısıyla aynı anda birden fazla işe konsantre olmak zordur. Yüzbinlerce yıl, açık alanda fiziksel zorluklarda yaşayan insan için hareket etmek bedeninin en temel ihtiyaçlarındandır. Hareketli çocukların kendine olan güvenlerinin yüksek oluşu, stres, depresyon ve kaygının diğer çocuklara göre düşük olması buradan kaynaklanır.
Evrimsel geçmişimizin büyük bölümünde insanlar bugün olduğundan daha çok hareketli idi. Bedenlerimiz ve beyinlerimiz düzenli hareket etmeye uygundur ve bu harekete ihtiyaç duyar, hareketle daha iyi çalışırlar. Fiziksel etkinlik ve oyun genellikle ergenlikle birlikte sosyalleşme ve organize etkinlikler sebebiyle hayatımızdan çıkar.
Hareketsiz kişiler daha çok egzersiz yaptıklarında, yaşlılıkta bile beyin işlevlerinde iyileşme görülür. Davranışları planlama, düzenleme, çelişkili talimatlarla başa çıkmada gözle görülür olumlu gelişme görülür. Nörobilimciler, hareket etmenin dentritlerin ve sinapsların gelişimini destekleyen, sinaps plastisitesinini artıran proteinlerin salınımına yol açtığını buldular. Yani anlaşılır dille egzersiz hem hafızanızı güçlendirir hem de öğrenmeyi artırır.
Çoğu kültürde insanlar oyun oynamaya yetişkinlikte de devam eder. Oyun, sorun çözme yeteneklerine büyük katkıda bulunur. Fiziksel bilimciler, çocukluklarında makineleri parçalarına ayırıp nasıl tekrar birleştirdiklerini sıkça anlatır. Yetişkin hayatında ise işlerde en yüksek verim, işin oyuna benzediği zamanlarda elde edilir. Kendini tam anlamıyla oyuna kaptırmak, eğlencenin, konsantrasyonun, sınırların, özgürlüğün, çaba sarf etmenin içinde olduğunun göstergesidir. Çocuğunuzun kendini hangi oyun/oyunların içinde tamamen kaptırdığı izlerseniz ona daha fazla katkı sağlamış olursunuz.
Gerçek hayattaki stres etkenleri epinefrin ve kortizol salınımını tetiklese de oyundaki stres etkenleri (genelde) kortizolü artırmaz. Oyun oynayan hayvan ve insanların kortizol seviyelerinin düştüğü izlenmiştir.
Oyun, yalnızca bir eğlence aracı değil, oynayanın duygularının, çatışmalarının, eğilimlerinin, kendi istek ve çevre etkilerinin içine alındığı bir eylemdir. Oyunda kişi amaçlarını, problemlerini, sevincini, öfkesini, nefretini çözmekte ve ifade etmektedir.
Jean Paul “oyun insanın ilk sanatıdır” diyor. Ferdinant Stangel’e göre ise oyun hayatın kuvvetlendirilmesi ve tamamlanmasıdır. Güce veya beceriye, bilgiye, ustalığa, şana veya zenginliğe, iyi kalpliliğe veya mutluluğa, doğuma veya çocuk sayısına ilişkin birinci olabilmek için mücadele edilmektedir. Beden gücü, silah, deha, eller, gösteriş, büyük sözler, övünme, palavra, hakaret yardımıyla; zar fincanıyla, hatta hile ve aldatmacaya başvurarak mücadele edilmektedir.
Müzik de, oyun da; yararlılık alanının dışındadır. Müzik ve oyunu ritm ve armoni belirler. Huizinga’ya göre müzik; “İster eğlendirmeye ve neşe vermeye yarasın, ister yüce bir güzelliği dile getirsin, isterse kutsal bir ayin karakterine sahip olsun, her zaman bir oyun olarak kalmaktadır.”
“Sonuçta müziğe ilişkin şeyler, neyse ve oyun çerçevesinde kalıyorsa, dans için bu durum aynı şekilde geçerlidir. Dans ona göre ne kadar kutsal ve büyülü olursa olsun oyunsal biçimlerin en saf ve en tam olanlarından birinin ifadesi olarak kabul edilebilir. Dans ile oyun arasındaki bağlantı bir katılmaya değil, bir kaynaşmaya, esasa dair bir özdeşliğe ilişkindir. Dans, bizatihi oyunun özel ve çok mükemmel bir biçimidir.”
Metin And’a göre Huizinga; “Batı Uygarlığında çağcıl bilimin ve felsefenin getirdiği önemli bir ikiliği değiştirmiştir. İş, ritüel, din, önemli tarih olayları gibisinden önemli sonuç doğurucuların önceliği karşısında, oyunun bunlardan sonra gelen, bunların önemsiz bir uygulaması olduğu görüşünü değiştirmiştir.”
Huizinga’nın oyunu, Aristo’nun da belirttiği üzere ekonomik anlamda hiçbir toplumsal etkinlikte bulunmaya zorunlu olmayan insanlara özgü bir eylem olarak, ciddi olandan ayırması, Ünsal Oskay’a göre eksiktir. “Oyun tarih içinde hiçbir zaman reel yaşamdan ayrı olmamıştır. Ertelenmiş doyumlar aracılığıyla, ya da “meslek etik”’in benimsenmesiyle, bir “meslek” hiyerarşisinde bir yerlere gelebilmek için, yeterince dinlenmeyerek, eğlenmeyerek, evlenmeyerek, edebiyatla eskisi kadar ilgilenmekten vazgeçerek, onur kırıcı muamelelerle karşılaştığında bunlara boyun eğerek yaşayan insan karikatürüne dönüşmüş “insan” olarak kendisinden yabancılaşmaktadır.”
Özetle insan olabilmenin ve insan kalabilmenin yollarından biridir oyun. Ölmeden oyunla ilgili söylediği son sözle, Sezar’ın hakkı Sezar’a… “Cta est fabula” (Oyun bitti.)
Kaynakça
Johan Huzinga, Homo Ludens, 1951.
Stevanne Auerbach, Çocuk Yetiştirmede Oyunun Önemi, 1998.
Lenore Terr, Oyun Yetişkinler için Neden İhtiyaçtır, 1999
Ömer Adıgüzel, Yaratıcı Drama, 2012
Paylaş: