• onoktayon@gmail.com
  • Mustafa Kemal Mh. 2131. Cd. No: 20 / 4 06530 Çankaya / Ankara
 

Oyun Oynamak Gerek

OYUN OYNAMAK GEREK

Oyun dediğimizde çocuklar ve çocukluğumuz aklımıza geliyorsa bir yerde yanlış yapıyoruz demektir. Bilindiği üzere oyun bir çocuğun, yeme, içme, korunma, sevilme, eğitim alma ihtiyaçları kadar büyük bir ihtiyacıdır. Göz ardı edildiği üzere ise oyun aslen yetişkinler için de bir ihtiyaçtır. Oynayan için zihinsel, sözel, devinimsel ve sosyal becerileri öğrendiği, geliştirdiği, denediği özgür zaman dilimleridir ki yetişkinlerin de bu zaman dilimlerine ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı tam olarak belirlemek ve belki yeniden oyun oynamaya hemen başlamak için oyun kavramına, özelliklerine, kuramlarına ve yararlarına kısa bir bakış yeterli olacaktır.

Herkesin kabul edeceği tek bir oyun kavramından söz edebilmek mümkün görünmemektedir. TDK’nın web sayfasında bile oyun kelimesinin 10 farklı anlamı mevcuttur. Bizim kullandığımız anlamda ise “Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlencedir.” Ancak tek başına bu tanım yeterli değildir; Oyun, yalnızca bir eğlence aracı değil, oynayanın duygularının, çatışmalarının, eğilimlerinin, kendi istek ve çevre etkilerinin içine alındığı bir eylemdir. Oyunda kişi amaçlarını, problemlerini, sevincini, öfkesini, nefretini çözmekte ve ifade etmektedir. Oyun duygusal bir ifade aracı olduğu gibi oynayanın yeni bir şeyler öğrenmesine, denemesine ve yaratıcılığının gelişmesine de fayda sağlar.

Özellikle sosyal bilim alanları oyuna birbirinden farklı boyutlarda yaklaşmışlar ve bu boyutları aracılığı ile oyun kavramını açıklamaya çalışmışlardır. Bu sebeple farklı bakış açıları ve boyutları ile oyun kuramlarından ve tanımlarından söz etmek daha doğru olabilir. Farklı oyun kuramlarında farklı isimler altında toplansa da oyunun özelliklerini 5 maddede toplayabiliriz;

1. Özgürlük: Oyun, kendi dışındaki amaç ve eylemlerden bağımsızdır. Oyun, kendi içinde kuralları bulunan sınırsız özgürlükler barındırır. Oynayan kişi özgür bir birey olma durumunu, ben özgürüm hissini yaşar. Oynamak ya da oynamamak da kişinin özgür seçimidir. Örneğin saklambaç oyununa katılım özgürce seçilir, saklanmak kuraldır ama nereye, nasıl saklanacağı kişinin kararıyla özgürce seçilir.

2. Öyleymiş gibi yapma-olma: Oyunlar gerçek dünyadan yola çıkılarak ve gerçek dünya içerisinde oluşturulan kurgusal bir dünyada gerçekleşir. Örneğin evcilik oyununda roller gerçek karakterlere benzer, taklit edilir ama tamamen kurgusal dünyada olduğu oynayan tarafından bilinir. Oyundaki anne kalkıp gerçek ocakta yemek yapmaya çalışmaz.

3. İkili durum: Çatışma-Gerilim. Oyun kazanma, kaybetme durumu ile karşı karşıyadır. Bu ikilem oynayana çatışma durumu yaşatır. Bu çatışma ve gerilim durumu oyunlara heyecan katar ve bu heyecanın yaşanmadığı oyun gerçekleşmez, devam etmez ve yinelenmez. Gerilim aşırı yüksek olursa da oyun yine gerçekleşmez. Yakalamaca oyununda 4 yaşındaki iki arkadaştan kaçan gerilimi daha yüksek hisseder, yakalanıp ebe olduğunda ise artık gerilimi kaçana göre azalır. 4 yaşındaki çocuk ile babası gerçek güçlerini ortaya koyarak oynarsa, çocuk kaçamaz, baba çok hızlı yakalarsa tekrarı istenmez, bu yüzden baba gücünü azaltır, bunu çocuğa hissettirmez ve eş koşullarda oynanıyormuş gibi yapar.

4. Kendine özgülük: Her oyunun belli kendi kuralları, başlangıcı, bitişi, mekanı ve zamanı vardır. Bu kurallar oynayanlar tarafından geliştirilip, değiştirilebilir, kurallar bozulduğunda ya da uyulmadığında oyun bozulur, heyecanı kalmaz ve tekrarı istenmez.

5. Katılım ve Haz: Oyun etkinliklerinde zihinsel sözel, devinimsel bir yapı bulunmaktadır. Oynayan bu yapı içinde katılır, tam olarak kendini verir. Gönüllü katılım gerekir. Zorlama, emir ile oyun oynanamaz. Yaşanan heyecan sonrası oluşan haz duygusunu yaşadığı sürece devam eder. Oyundaki eğlenme, öğrenme, gerilim, kazanma-kaybetme, özgürlük, süreçte önemli olma, gerçeğin dışında olma vb. etkenler bu haz duygusunu yaşatır ve oyunun tekrarı istenir. Cee oyununda kaybolan ebeveyni bulan çocuk yeniden oynamaya isteklidir. Bir ebeveyn kaybolur ve bulunmaz ise oyunun ikinci ebeveynle de devamı istenmeyebilir.

Oyun, özgürce razı olunan, ama tamamen emredici kurallara uygun olarak belirli zaman ve mekan sınırları içinde gerçekleştirilen, kendi özgü amaca sahip olan, bir gerilim ve sevinç duygusu ile ‘alışılmış hayattan’ ‘başka türlü olmak ’bilincinin eşlik ettiği hayvan, çocuk ve yetişkinlerin katıldığı eylem ve faaliyettir. İster çocuklara ister yetişkinlere ait olsun, her oyun ancak tam bir ciddiyet içinde oynanabilir. Ciddiyet oyunu dışlar, ama oyun ciddiyeti kapsar. Yetişkin kişi tıpkı çocuk gibi, zevk ve rahatlama için, ciddi hayat düzeyinin altında oyun oynamaktadır. Oyundaki gerilim yeterince yükseldiğinde oynayan oyun içinde olduğunu unutacak kadar ciddileşir (Johan Huizinga).

Oyun başta çocuk olmak üzere herkesin öğrenmesi için bir araçtır. Yaş grubu ve oyunun kuralları öğrenen açısından farklılıklar gösterir. Oyun sadece öğrenmekle ilgili olmayıp, öğrenilen bilgilerin denendiği, eski becerilerin alıştırmasının, tekrarının yapıldığı temel bir etkinliktir. Oyun, boş zaman doldurma ya da birikmiş enerjinin harcanması değildir, tüm yetilerin uygunluğunun kontrol edildiği, uyumunun ölçüldüğü, duyguların özgürce hissedildiği eylemlerdir. Babası ile güreş/boks/savaş oyunu oynayan çocuk enerji atmaya çalışmamaktadır. Gücünün sınırlarını görmekte, iletişim becerilerini test etmekte, kime ne kadar kuvvet uygulayacağını ve bu kuvvetin sonuçlarında neler olacağını test etmektedir. Aynı güçle aynı oyunu annesi ile oynadığında farklılıkları görecek ve kendinden büyüklerle ve kendinden küçüklerle nasıl oynaması gerektiğini ölçümleyecektir.

Uğraştığımız şeyin oyun olduğunu biliriz. Oyunu fark eder, hissederiz. Zorla, ısmarlama ile oyun olmaz. Her katılan oynadığını bilmeli ve keyif almalıdır. Birinin ensesine tokat atıp, kaçmak, gülmek oyun değildir. Tokat yiyen kişi oyun oynamamakta, haz almamaktadır. İlk tokatı yiyen kişinin diğerini kovalamaya başladığı an oyuna dönebilir. Oyunlar çok büyük çoğunlukla oynayanlarla birlikte seyredenleri de mutlu eder. Aynı oyun farklı yaş gruplarındaki oyuncular için farklı anlam ve amaçlar içerirler. Don-Ateş oyunu daha küçük yaşlarda fiziksel beceriyi, büyük yaşlarda ise takım çalışmasını destekler.

Oyunun kökeni ve temeli, yaşam enerjisinin fazlalığından kurtulmanın bir yolu olabilir. Canlı varlık oyun oynarken, doğuştan gelen bir taklit eğiliminin hükmü altındadır veya bir gevşeme ihtiyacını tatmin etmektedir veya hayatın ondan talep edeceği ciddi faaliyetlere hazırlık antrenmanı yapmaktadır ya da oyun insanın nefsine hakim olmasını sağlamaktadır. Bir şeyleri yapabileceğini gösterme arenasıdır. Egemenlik kurma veya yarışma, kazanma/kaybetme gibi zararlı da olabilecek eğilimlerden kurtulma yoludur veya gerçek hayattaki kayıpların endişesini/korkusunu azaltmanın bir yoludur. Gerçek hayatta gerçekleştirilmesi olanaksız arzuların bir kurmaca aracılığıyla giderilmesidir. Tüm bu kavramlar kişisel benlik duygusunun korunmasının sağlanması amacına hizmet eder.

Gülmek bir topa vurmak, birbirimize şaka yollu karşılıklı takılmak, birinin taklidini yapmak… Günlük gerginliğimizin yarattığı enerjiyi oynanan oyuna aktarırız, oyunun verdiği rahatlama duygusu ile günlük hayatta peşinden koşulan hedeflerden uzaklaşılır. Oyun, yetişkinlerde büyük bir riske girmeden duygusal yüklerimizi boşaltmamızı sağlar (Leonerr Terr ).

Oyun sadece fiziksel, bilişsel değil, duygusal gelişimi de destekler. Soyut düşünme becerisi yetişkin ölçeğinde olmayan okul öncesi çocuk soyut kavramları oyunla somutlaştırabilir. Bir sopayı at olarak kullanmak soyut düşünebilmeyi gerektirmektedir.

Oyun her türlü maddi çıkar ve yarardan arınmış bir eylemdir. Bu eylem özellikle sınırlı bir zaman ve mekanda gerçekleşmekte, belirli kurallara uygun olarak, düzen içinde cereyan etmekte ve kendilerini gönüllü olarak bir esrar havasıyla çevreleyen veya alışılmış dünyaya yabancı olduklarını kılık değiştirerek vurgulayan grup ilişkileri doğurmaktadır.

Herkesin IQ ve EQ’su ile birlikte bir de PQ’su olduğunu fark edin. PQ, Oyun zekasıdır. Oyun oynamak hem IQ hem EQ zekalarını geliştirir. Oyun oynamak beynin her iki tarafını da aynı anda geliştirir.  

Pratik yapmak, antrenman yapmak, tekrar tekrar denemek birçok alanda bizi iyiye, daha iyiye götürebilir. Ancak sosyal beceriler böyle değil. Bir beceriyi yaşam içinde deneyerek öğrenmenin sonuçları ağır olabilir. Çocukken oynayarak öğrendiğimiz geliştirdiğimiz bu becerileri ergenlik sonrasında da riski yüksek olan yaşamdan alıp oyunlarla geliştirebiliriz. Bu sebeplerle de oyun yetişkin insan için bir ihtiyaçtır.

 

2 ormancı hikayesinde baltasını bilemek için çalışmayı bırakıp, sürekli çalışandan daha fazla ağaç kesen kişi gibi oyun da gerçeğine ara verdiğimiz sosyal becerilerimizi biler. Oyun unuttuğumuz sosyal becerileri, bilmediklerimizi, öğrenmek istediklerimizi kapalı kapılar arkasından çıkarmak için gerekli olan anahtardır. Bazen sıçramak için bir adım geri atmak gerekir. İşte oyun bu adımların geri atılmasında da rol oynar. Mevcut becerilerimizi denememizi, kontrol etmemizi, görmemizi, fark etmemizi, bazen daha düşük seviyeden kullanmamızı sağlar. Geri adımları atmadan ise sıçramak kolay değildir.

Yapılan araştırmalarda oyun oynamak için sorun oluşturan bazı etkenler bulunmuş durumda; mükemmeliyetçilik en doğruyu en iyiyi yapmak için yaşanan kararsızlık oyunun sürecini bozar, Şizofreni, paranoya, depresyon, aşırı öfkeli ve kuşkucu kişilikler, narsizme sahip kişiler de oyun oynayamamaktadır. Oyun bu yönü ile sağlıklı insan ölçümü için bir temel değer olabilecek durumda iken sağlıklı kişilerin de yaşamın kuralları, şekilciliği, ciddiyeti, zaman yokluğu, oyunun çevrelerinde çocuksu görülmesi sebebiyle tercih edilmemesi ve bu gibi durumlar sebebiyle oyun oynamayı bırakanların hepsi hasta değilse de oyun oynayabilenler sağlıklıdır denilebilir.

Oyun oynamak zamanın boşa geçmesi demek değildir. Çocuklarımıza oyun oynatmalıyız. Kurallı oyunlardan, kutu oyunlarına, evcilikten, rol yapmaya, yapılandırılmış oyunlara kadar. Çocuklarımıza bugün yeterince ders çalıştın mı kadar yeterince oyun oynadın mı diye de sorabilmeli ve sonra kendimize dönüp ya ben diyebilmeliyiz. Oyun derken tamamen etkileşimli sosyal oyunlardan bahsediyorum, çocuklarımızın ellerine bilgisayar ve benzerlerini koyup cep telefonunda oynayacağımız oyunlardan değil. Oyun oynamak için çocuk olmak gerekmiyor. Özellikle yetişkinlerin oyun oynamayı yeniden öğrenmesi gerekiyor. Sizi ciddiyete değil, oyunları ciddi oynamaya bekliyoruz…

Kaynakça

Johan Huzinga,  Homo Ludens, 1951.              

Stevanne Auerbach, Çocuk Yetiştirmede Oyunun Önemi, 1998.

Lenore Terr, Oyun Yetişkinler için Neden İhtiyaçtır, 1999.

Ömer Adıgüzel, Yaratıcı Drama, 2012.

Yaratıcı Drama Derneği ders notları.


Paylaş: