İLETİŞİM ENGELLERİ
İletişim çatışmalarının sebepleri, bu konuda çalışanlar tarafından farklı şekillerde listelenmiş ve sıralanmışlardır. Örneğin Üstün Dökmen’e göre iletişimin çatışmaya dönmesinin sebepleri şöyledir;
a. Kişi, kendisine gönderilen mesajı, mesajın gönderiliş şeklini ya da mesajı göndereni, kendisine uygun bulmayabilir;
b. Kişi, kendisine gönderilen mesajı, mesajın gönderiliş şeklini ve mesajı göndereni, kendisine uygun bulabilir;
c. Kişi, mesajı dinlemeyebilir; d. Mesajı dinleyebilir;
e. Mesajı yanlış anlayabilir; f. Mesajı doğru anlayabilir;
g. Mesaja karşı olabilir; h. Mesaja katılabilir;
ı. Bu mesaja ilişkin verdiği geribildirim, karşısındaki kişiye uygun olmayabilir;
i. Bu mesaja ilişkin verdiği geribildirim, karşısındaki kişiye uygun olabilir.
Kişi mesajı, göndereni gönderilişini
Uygun bulmaz Uygun bulur
1 Dinlemez Dinler 2 Dinlemez Dinler
3 yanlış anlar doğru anlar
4 mesaja karşıdır Mesaja katılabilir
5 geribildirimi uygun değildir geribildirimi uygundur
Üstün Dökmen ayrıca 11 sebebe bağladığı bir liste de yapmıştır. Ben bu listeye çoğunlukla bağlı kalmak üzere, iki temel engel olduğunu düşünüyorum. Öncelikle iletişimin başlaması için gerekli ön koşulların sağlanamaması gibi teknik sebepler, sonrasında ise kişilerden kaynaklananlar;
A. İletişim Becerilerinden Kaynaklı
1. İstek / Niyet
2. Dil ve Anlatım Becerileri
3. Ben Sen dillerinin kullanımı
4. 5N1K’nın yanlış seçimi
5. Mesajın Niteliği / İçeriğin doğru aktarılamaması
6. Etkin Dinlememe / Geri Bildirim Vermeme
7. Sosyal ve Fiziksel Çevre
B. Kişisel Farklılıklardan Kaynaklı
1. Bilişsel
2. Duygusal
3. Kültürel Farklılıklar
a. Algı
b. Tecrübe
c. Tutum
4. Kişisel Faktörler ( Yaş, cinsiyet, fiziksel görünüm vb)
5. Rol Farklılıkları
6. İhtiyaçlar
A. İletişim Becerisi
Sağlıklı bir kişilerarası iletişimin başlaması için öncelikle niyet/istek mevcut olmalı. Doğru İletişim makalesinde detayını bulabileceğiniz üzere mesajın niteliği, kime, ne zaman, nasıl, nerede iletileceği, sen dili kullanmadan, etkin dinleyerek, geri bildirim vererek etkin bir iletişim nasıl olabileceği detaylandırılacaktır. Bu bilgiler, yanlış kullanımla kişisel farklılıklara göre daha mekanik ve teknik olan engeller durumuna gelebilir.
B.
1. Bilişsel: Biliş, duyu organlarından organizmaya ulaşan uyarıcıların algılanması (anlamlandırılması), depolanması, hatırlanması ve kullanılması sürecine verilen addır. Diğer bir deyişle, organizmanın algılamasında, hatırlamasında ve düşünmesinde yer alan zihinsel faaliyetlerin tümüne birden "biliş" adı verilir. Gördüklerimiz, işittiklerimiz, bunlara verdiğimiz anlamlar, unuttuklarımız, hatırladıklarımız, kendimize ve çevremize ilişkin geliştirdiğimiz kalıp düşünceler, kuracağımız iletişimleri büyük ölçüde etkiler.
Bilişsel-davranışçı yaklaşım kapsamında Ellis tarafından ortaya konulan ABC modeline göre, Düşüncelerimiz, duygularımızı ve davranışlarımızı etkiler, yönlendirir. A, bizi etkileyen belli bir olay, B, bu olaya ilişkin düşüncelerimiz, C ise düşüncelerin etkisiyle ortaya çıkan duygularımız ve davranışlarımızdır. Günlük yaşamımızda sanırız ki, A sebeptir, C de sonuçtur; B'lerin ise farkında olmayız. Oysa C her zaman sonuçtur, fakat asıl sebep A değil, B'dir. Söz konusu bu düşüncelere çeşitli adlar verilebilir; örneğin "hatalı düşünceler", "çarpıtılmış düşünceler" ya da "otomatik düşünceler" adı verilebilir. Söz konusu bu akılcı ve gerçekçi olmayan negatif düşünceler değiştirilebilir; böylelikle, bunların yol açtığı/açacağı ruhsal sorunlar giderilebilir.
Bu tür gerçekçi ve akılcı olmayan düşünce yapılarına, "kalıplaşmış düşünceler" olarak isimlendirilebilir. Bütün kalıplaşmış düşüncelerin (irrasyonel düşüncelerin) temelinde, üç kalıplaşmış düşünce bulunduğu görüşündedir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:,
- İyi bir insan olmalıyım ve başka insanların onayını kazanmalıyım; aksi halde değersiz bir insan olurum.
- Başkaları bana, benim istediğim şekilde düşünceli ve kibar davranmalılar; aksi halde ayıplanmalı ve cezalandırılmalılar.
- Hayat bana istediklerimi kolayca ve çabuk vermeli, istemediklerimi ise vermemeli.
a. Aşırı Genelleme Belli bir durumun ya da belli bir özelliğin, her yerde, herkes için geçerli olduğunu düşünmek, genelleme yapmaktır. Genelleme yapan kişiler, bütün ile parça arasındaki farklılığı gözden kaçırırlar; "herkes, her zaman, daima, asla" gibi sözcükleri pek severler.
b. Kutuplaştırma (Ya hep ya hiç) Olaylara ve insanlara yönelik tutumlarımız sadece uç (ekstrem) noktalarda olduğunda kutuplaştırmış sayılırız. Belli bir olayı kutuplaştıran kişi, bu olayı ya siyah ya da beyaz olarak algılar. Çünkü kutuplaştırmada "gri" yoktur, "kısmen" yoktur; "ya hep ya hiç" vardır.
c. Kişiselleştirme (Üzerine alınma) Eğer bir insan, aslında hiçbir etkisi olmadığı halde, başkalarının uğradığı sıkıntılardan, ortaya çıkan sorunlardan kendisini sorumlu tutuyorsa, kişiselleştiriyor, üzerine alınıyor demektir. Kişiselleştirmede, kendi kendini suçlama söz konusudur; alınganlık söz konusudur. Bunu artıran faktörlerden birisi de, toplumda açık iletişimin az görülmesi, bunun yerine imalı iletişimin yaygın olması olabilir.
d. Mutlakacılık ("Meli" - "Malı" Kurallar) Kalıplaşmış düşüncelerimizden birisi de edindiğimiz bir takım kuralların asla değişmeyeceğini düşünmektir. Sosyalleşmemiz sırasında, büyük ihtimalle ana babalarımızdan öğrenerek Anababa benlik durumumuzun bir parçası haline getirdiğimiz bu iç kurallara sıkı sıkıya sarılırız. İç kurallarımızın mutlak olduğunu, yere zamana göre değişemeyeceğini düşünürüz. Bizi mutlakacı olmaya, esneklikten uzak kalmaya iten "meli-malı" kurallara birkaç örnek:
- Her zaman, her işte birinci olmalıyım
- Herkes beni sevmeli
- Hiç hata yapmamalıyım, hep başarılı olmalıyım.
- Kimse bana haksızlık etmemeli
- Çağırdığım anda gelmeli; ne istediğimi gözümden anlamalı
e. Değiştirme Gayreti: Çevremizdeki insanların bizim gibi düşünmelerini, bizim istediklerimizi kendi istekleriymiş gibi yapmalarını istediğimizde, onları değiştirmeye çalışıyoruz demektir. İnsanları değiştirmeye hakkımız olduğunu düşündüğümüzde, onlarla çatışma ihtimalimiz artar. Çünkü eğer kafamızdaki kurallara göre davranmazlarsa, onlara öfkelenmeye başlarız. “Herkes dünyayı değiştirmeye çalışıyor, fakat hiç kimse kendisini değiştirmek istemiyor." Değiştiremediğimiz şeyler karşısında ise, kendimizi engellenmiş hissedip öfkeye kapılmaktayız.
f. Aşırı Fedakârlık: Aşın fedakârlık, değiştirme gayretinin tam tersidir. Aşırı fedakârlık edenler, kendi isteklerini bir yana bırakarak, başkalarının onlardan istediği gibi davranmaya çalışırlar.
g. Keşkecilik : Geçmişte yaşadığımız birtakım olayları zaman zaman hatırlayıp pişmanlık duymaya "keşkecilik" demek istiyorum. "Keşke oraya gitmeseydim", "keşke öyle söylemeseydim", "keşke ağzının payını verseydim" türündeki düşünceler, bizi mutsuz eder. Güzel bir söz vardır, şöyle der: "Bugünümüzü çalan iki hırsız var: Birisi, geçmişe ilişkin pişmanlıklarımız; diğeri ise, geleceğe ilişkin kaygılarımız. Bunlar, bugünümüzü alıp götürür / Gerçekten de sürekli "keşke" demek, sürekli esef etmek, varoluşumuzu yaşamamızı engeller, bugünün tadını çıkarmamızı güçleştirir.
h. Toptancılık (Bütün yumurtaları aynı sepete koymak) : Arkadaşları tarafından saçı eleştirilen, beğenilmeyen bir genç kız, "Ben çirkinim" sonucunu çıkarırsa, toptancılık yapmış olur. Çünkü bir insanın saçından başka daha pek çok özelliği vardır ve bunlardan bir tanesinin eleştirilmiş olması, tümünün eleştirildiği anlamına gelmez. Toptancılık yapan bir kişi, bir tek özelliği eleştirildiği zaman bütün özellikleri eleştirilmiş gibi hisseder; ya da bir tek rolde başarısız olduğunda, yaşamdaki bütün rollerinde başarısız olduğu duygusunu yaşar. Toptancı’ların sahip oldukları her şey büyük BEN'lerinin bir uzantısıdır. Unvanları, elbiseleri, arabaları, çocukları, evleri, köpekleri, neleri varsa her şeyleri benliklerinin bir parçasıdır, yekparedir, bütündür. Komşunuzun arabasını beğenmediğinizi söylerseniz, onu tümüyle beğenmediğinizi düşünebilir. Çünkü arabası, onun benliğinin bir uzantısıdır.
2. Duygusal
İletişim sırasında kişilerin duyguları, iletişimi destekleyebilir veya engelleyebilir. İş mülakatına giren bir adayın heyecandan kendini anlatamaması, korkan bir kişinin korkma sebebini o an açıklayamaması gibi.
3. Kültürel Farklılıklar
Yaşadığımız çevre, ailelerimiz, aldığımız eğitim, yaşadıklarımız, yani özetle tecrübelerimiz, duyu organlarından beynimize ulaşan verilerin örgütlenmesi, yorumlanması, anlamlandırılması sürecinde aynı uyarana rağmen farklı sonuçlar verebilir. Söz gelişi belli bir kelime bir kişi tarafından "şaka" kabul edilirken, başka birisi tarafından "hakaret" sayılabilir. Bir ses duyan iki kişi bu sesin sebebini farklı algılaması da bir örnek olabilir. Aynı şekilde takındığımız tutum da yine bu algıyı şekillendirebilir, aynı olaya iyimser olduğumuz gün farklı, kötümser olduğumuz gün farklı tepkiler veriyorsak bu durum iletişimimizde de engeller yaratacaktır. (Kişilerin, belirli psikolojik objelere ilişkin düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını düzenli bir şekilde oluşturan eğilimlerine "tutum" adı verilir. Bu tanıma göre tutumlar, düşünce, duygu ve davranış olmak üzere üç öğeye/boyuta sahiptir.)
4. Kişisel Faktörler
Yaş, sosyoekonomik durum, fiziki durum, cinsiyet gibi kişisel faktörler de iletişim için dikkate alınması gerekenler arasında yer alır. Genelde bir erkeğin, erkek arkadaşıyla konuştuğu gibi konuşmaması gerektiğini biliyoruz kız arkadaşıyla. İletişimde ve hayatta sorunlar yaratacağı mutlaktır. Aynı şekilde iş arkadaşımızla konuştuğumuz gibi konuşmuyoruz patronumuzla.
5. Roller
Grup içinde belli bir pozisyonda bulunan kişiden beklenen işe -yani davranışlara- rol adı verilir. Bu tanımda, grup, pozisyon ve iş kavramları vurgulanmaktadır. Rol, toplum yaşan-tısındaki önemli değişkenlerden birisidir. Toplum/grup olmaksızın rol de olmaz. Bir adada tek başına yaşayan bir insanın rolünden ya da rollerinden söz edemeyiz. Toplumlarda tanımlanmış belirli roller vardır. Bu rollere talip olanlardan, rolün gereğini yerine getirmeleri beklenir. Çalışan, Patron, baba, çocuk vb.
6. İhtiyaçlar
Psikolojide "güdü", istekleri, ihtiyaçları, dürtüleri kapsayan genel bir kavramdır. Güdüler çoğunlukla iki ana bölüme ayrılır. Açlık, susuzluk cinsellik gibi fizyolojik kökenli güdülere "dürtü" veya "birincil güdüler" adı verilir. Merak, başarma gibi daha üst düzeyde sayılabilecek güdülere ise "sosyal güdüler" adı verilir. Güdülerimiz davranışlarımızı yönlendirdiğine göre, insanlarla kuracağımız iletişimlerin ve yaratacağımız çatışmaların niteliğini belirleyen faktörlerden birisi de güdülerimiz olacaktır. Bazı güdülerimizin etkisiyle birtakım çatışmalara girişebiliriz; ya da bazı ihtiyaçlarımızı gidermemiz engellendiğinde. (Bkz.Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi.)
İletişimi engelleyebilecek bu kadar etken varken, başarılı, sağlıklı, etkili bir iletişim kurmak oldukça zor. Özellikle dikkat edilmediği durumlarda engellerin önümüze çıkması kaçınılmaz. Öncelikle bu engellerin farkında olmak sonrasında da aşmak zorundayız.
Kaynakça
Üstün Dökmen, İletişim Çatışmaları ve Empati, 1994.
Doğan Cüceloğlu, İletişim Donanımları, 2002.
Paylaş: